1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Orhan Alkaya Kars'ta
Orhan Alkaya Karsta

Orhan Alkaya Kars'ta

Kars Belediyesi’nin düzenlediği ‘Beyaz uykusuz uzakta’ adlı Kültür ve Sanat Festivali’ne katılan Orhan Alkaya Karslılarla buluştu.

A+A-

Günlük gazetelerde ve dergilerde değişik sanat disiplinleri üzerine eleştiri yazıları, siyasi makaleler ve denemeler yazan, şehir tiyatrolarda oyunculuk, yönetmenlik ve genel sanat yönetmenliği görevlerinde bulunan ‘Öğle bir geçer ki zaman” dizisinde de Hikmet Kırcı’yı canlandıran Alkaya, festival kapsamında Karslılara şiirlerini okudu ve söyleşti.

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda Karslılarla söyleşen ve kitaplarını imzalayan Alkaya, söyleşi sırasında birbirinden çarpıcı konulara ilişkin bazı açıklamalarını ilk kez Kars’ta dile getirdi.

ROSENBERGLER ÖLMEMELİ OYUNU NEDEN KALDIRILDI?

Aklaya, söyleşi sırasında Fransız yazar Alain Decaux'nun eserinden sahneye taşıdığı “Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyununun 600 kişilik Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde bir buçuk ay içerinde 28 temsil yaparak 15 bin seyirci ile buluştuğuna dikkat çekti. Alkaya, Oyunun Popülerlik Anlaşması’nın yapılmadığı için kaldırıldığını ilk kez Kars’ta katılmış olduğu Adını Cemal Süreyya’nın Paris’te Kars’ı görmeden Kars’ı kaleme aldığı “Beyaz uykusuz uzakta” adlı Kültür ve Sanat Festivali’nde açıkladı.

İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları, “Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyunla ilgili tartışmaların ardından geçtiğimiz ay sahneden kaldırmıştı. Fransız yazar Alain Decaux'nun eserinden Orhan Alkaya'nın sahneye taşıdığı oyunun tarihî şahsiyetleri Ethel ve Julius Rosenberg çifti, Amerika'da senatör Mc Carthy döneminde başlatılan cadı avı esnasında Sovyet casusu oldukları gerekçesiyle tutuklanmış ve 1953 yılında idam edilmişti. Eserde bu olayı anlatan ve temel insan hakları açısından tartışmaya açan Alain Decaux, 1996 yılında ortaya çıkan belgelerle Rosenbergler'in gerçekten casus olduğu anlaşılınca, oyunun Fransa'da sahnelenmesini yasaklamıştı. Bu gerçeğe rağmen, oyunun İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahnelenmesi, geçtiğimiz günlerde Türk basınında tartışma konusu olmuş; Fikret Ertan (Zaman), Engin Ardıç (Sabah) ve Hadi Uluengin (Hürriyet) konuyu köşelerine taşıyarak, tarihi bir gerçeği çarpıtan ve daha sonra yazarı tarafından yasaklanan oyunun Türkiye'de sahnelenmesini eleştirmişti. Olay, 20 Şubat Pazartesi günü Zaman'ın haberine de konu olmuştu. Yönetmen Orhan Alkaya ise internet sitesindeki köşesinde ve bir televizyon programında oyunu savunmuştu. Tartışmalar üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği, Dramaturgi birimi aracılığıyla, eserin telif haklarını elinde bulunduran ONK Ajans'a başvurarak, konunun araştırılmasını istedi. Gelen cevapta, oynanmasının yasak olduğu bildirilince eser sahneden çekildi. Tiyatro yönetimi de bu gelişmeyi bir açıklama ile duyurdu.

İLK KEZ KARS’TA AÇIKLADI; “OYUNUN POPÜLERLİK ANLAŞMASI YAPILMAMIŞ”

Alkaya, Festival kapsamında Karslılarla söyleşisinin soru cevap kısmında Festivalin ünlü sunucusu Özgür Özgülgen’in “Rosenbergler Ölmemeli” oyunun gösterimden kaldırılmasını hatırlatması üzerine tepkilerini ortaya koydu.

Oyunun gösterimden kaldırılmasını oyunun Popülerlik Anlaşması’nın yapılmamasına bağlayan ve oyunda emeğini paylaştığı bazı arkadaşlarına da göndermede bulunan Alkaya, oyunun Türkiye’de yaşanan darbeleri ve darbe dönemlerini anlattığını da vurguladı.

“Rosenbergler Ölmemeli” oyununun Türkiye’de ilk kez Dostlar Tiyatrosu tarafından 1970 ve 76 yıllarında sahnelendiğini belirten Alkaya; “Ben bu oyunu önemli bir ana tema üzerinde konuşmayı arzu ettiğim için seçtim. 1950 ile 1953 zaman dilimleri, Türkiye’yi bu duruma getiren şerlerin ve kötülüklerin başladığı tarihlerdir. Bunlardan bazıları Türkiye’nin NATO’ye üye olması ve Kore’ye asker göndermesidir. Kore Savaşı’nın dinamiklerini tartarsak Türkiye’nin içersinde olmaması gerek bir savaştı. Yani NATO’ya asker göndermemiz NATO’nun kuruluş felsefesine aykırı bir durumdu.”dedi.

ERGENEKON MU, GALADYO MU?

Alkaya Daha Sonra Şunları Söyledi:

Türkiye’nin son yüzyılının yarısının gizli katiller ordusunun oluşturulduğu zaman olduğunu da vurgulaya aklaya, “Bu yıllar, halen içinden çıkamadığımız Ergenekon mu, Gladyo’mu dur? Yani o gizli katiller ordusunun oluşturulduğu dönemdir. Bu Türkiye’de 1952 yılında kurulmuş ve Türkiye’nin her tarafına yayılmıştır. Toprak altı silahları bulunan ve çok kritik dönemlerde söz ve sahne almış, üç askeri darbenin içersinde yer almış ve özellikle 12 Eylül Askeri Darbesinin bütün lojistiğini sağlamıştır. 1977 1 Mayıs’ından başlayarak kitlesel katliamlar ve suikastlar örgütleyerek hazırlanmış olan bir gizli katiller örgütünün kurulduğu dönemdir. Yalnız Türkiye değil Avrupa’yı da kuşatmıştır. Gladyo ile ilk defa bir İtalyan Hukukçu De Pietro uğraşmaya başladı. İtalya’da birinci kuşak çok temiz bir kuşaktı. Ama ikinci kuşak Kızıl Tugaylar Örgütü’nün izini sürdükçe çok enteresan bağlantılar kurmaya başladı. Sekiz yılın sonunda Sosyalist Başkan Siliotti, Cumhurbaşkanı Frençesko Kosiga dahil herkesi hapse attı. Şu anda da halen hapisteler. Bu dalga Yunanistan’a kadar geldi ve durdu.

KANLI TARİHİMİZLE YÜZLEŞEMEDİK

Bizde de Susurluk’a kadar gelindi. Bu olayla artık vakti geldi ve kanlı tarihimizle yüzleşeceğiz diye düşünürken de durduruldu. Ama bu gün oldukça karmaşık hale getirilmiş olan birinci Ergenekon davasının sonrasında çok karmaşık hale getirilmiş olsa da toplumda askeri darbelerle savaşmak anlamında bir hesaplaşma arzusu gelişmeye başladı.. Çünkü 4 Nisan 2012’de 12 Eylül davasının açılması çok enteresandır. Çünkü 12 Eylül darbesini almış bir insan olarak ta bu benim için çok önemlidir. Birçoğunuz içinde çok önemli olduğunu biliyorum. Çünkü bütün bu süreçlerde bir toplumun organik hayatıyla oynandı. 12 Eylül bir toplum mühendisliği projesidir. Türk – İslam sentezinde bir yeniden yapılanma projesidir. Toplumu tarumar etmiştir. Çalışan kesimin hayatı çok zorlaşmıştır. Hakları yok edilmiştir. 650 bin insan hapse atılmıştır. İnanılmaz işkencelerden geçirilmiş bir sürecin adıdır 12 Eylül…

OYUNU DARBE DÖNEMLERİ İLE HESAPLAŞAK İÇİN SAHNELEDİM

Bizde sanatçı olarak bu hesaplaşmaya katkımız olsun istedik. “Rosenbergler Ölmemeli” oyunu oynamak istedik. Sanatsal üretim bir geniş zamandır. Bir sözünüz varsa o nu o gün gündelik hayatın içinde söylemek istiyorsanız zaten sanatla bir işiniz olmaz. Sözünüz varsa eğer Makale yazarsınız, çıkar mitingde konuşursunuz. Ama bunu sanatsal söze dönüştürmek demek çok derin ve kalıcı bir hale getirmek demektir. “Rosenbergler Ölmemeli” de bunun için bir olanaktı. O zamana kadar Türkiye’de hiç uygulanılmamış çok teknik ve dille 5, 5 aylık bir sahne provasının ardından oynadık ve çok büyük bir etki yarattı. İzleyiciler oyunun bir başka yönünü okudular. Benim önerdiğim yeri okumaktan daha fazla artık vicdanları yaraladığı konusunda kimsenin tereddüdü olmayan Türk Ceza ve İnfaz Sistemi’nin son uygulamalarını gördük. Son rakamlara göre 100’ün üzerinde gazeteci mesleğini yaptığı için tutuklandı. Bunu da okuma eğilimi arttı. Örneğin Oda TV’nin yayın politikası itibariyle benim çok uzağımda olan bir yer olmasına rağmen bu iddianameyi okudum ve hukuk eğitimi de almış birisi olarak tutuklama gerekçesini bir türlü anlamış değilim. İnsanları birçoğu yaşananları buradan da okumaya başladı. Fakat oyun için çok büyük bir ilgi ve övgü oluşmaya başladı. Ama iki köşe yazarı Engin Ardıç iki ve Hayri Uluengin de beş tane oyuna saldıran yazılar yazdılar. Buraya kadar her şey aslında normaldi. Bundan sonra ise benim için yıkıcı olan oyunun popülerlik anlaşmasını yapmamışlar. Bu nedenle oyun kalkmak zorunda kaldı. Bunlar ne kadar birbiriyle ilişkili tartışılır ama artık sözün bittiği yerdeyiz. Yani popülerlik anlaşmasını yapmadıysanız artık bu sözün bittiği yerdir. Bu çok acı verici öfkelendirici bir durumdu. Ama bu yaşandı. “Rosenbergler Ölmemeli” bir buçuk ay içerinde 28 temsil yaptı ve 15 bin civarında seyirci izledi. Oyun temsil boyunca bizim 600 kişilik Muhsin Ertuğrul Sahnemizde merdivenler bile dolu halde izlendi. Bu konuyu her konuştuğum sırada her zaman tansiyonum tavan yapıyor.”

MEDYA ALGISI

Alkaya’nın değindiği konulara ve Türkiye’nin yaşadığı darbe dönemlerine ilişkin medya algısı nasıl değerlendiriyorsunuz sorusu üzerine ede Alkaya şu ifadeleri kullandı.

“1979 yılında Milliyet Gazetesi, Karacan ailesinden Aydın Doğan’a geçti. Bu durum o dönem basında büyük bir deprem etkisi yarattı. Tartışmalarını hatırlıyorum. O sıralara gazetecilik öğrencisiydim. Böylece medyaya büyük bir sermaye gurubunun girişiyle biraz daha cebimiz para görecek, karnımız doyacak diye düşünüldü. Çünkü o dönemler bütün gazete patronlarının babaları da gazeteciydi. Gazetecilik bir meslek olarak yapılıyordu ve bu gazete patronları içinde geçerliydi. Yani finans dünyasından veya iş dünyasından birisi gelip bir gazete satın alıp sonra da etrafına bir gazetecileri toplamıyordu. Bu güne geldiğimizde ise tiraj anlamında ki küçük gazeteler.

TÜRKİYE’DE BABASI DA GAZETECİ OLAN SADECE AYDIN DOĞAN’IN KIZLARI KALDI

Babası da gazetesi olan sadece Aydın Doğan’ın kızları kaldı. Çünkü onların babaları da gazeteciydi. Artık öğle bir yere geldik ki finans dünyasında ve iş dünyasında olan insanlar farklı farklı sektörlerde ticaret ve sanayi organlarıyla uğraşan kişiler gazete sahibi olduklarında medyanın o dördüncü kuvvet dediğimiz gücünü kullanmakta zorlanmaya başlıyorlar. Çünkü bu dördüncü kuvvet aynı zamanda gerçeğin peşinde olan bir kuvvettir. En büyük devrimci kuvvet gerçeğin peşinde olan kuvvettir. Habere karşı soğuk olan ve haberi yansıtmayı esas alan kuvvettir. Nerde olursa olsun habere ulaşmayı hedefleyen ve onu mutlaka iletmeyi hedefleyen kuvvettir. Eğer bir başka taraftan sizi yok edebileceklerini hissederseniz o zaman gazetecilik yapma vasfınız da ortadan kalkar. Çünkü Aydın Doğan’ın yaşadıkları da çok büyük bir ders oldu. İbret-i alem gibi yani. CNN Türk’te canlı yayında da aynı şeyleri konuştum ve durumu aynen bu kelimelerle anlattım.

BÜTÜN DÜNYADA OLDUĞU GİBİ TÜRKİYE’DE DE GAZETECİLİKTE SIKINTILAR YAŞANIYOR.

Bütün dünyada gazetecilikle ilgili olarak sıkıntılar yaşanıyor. Mesela Mördak’ın girişiyle altüst olan medya dünyasını bugün İngiltere yerli yerine oturtmaya çalışıyor. Anti tekel yasaları çıkartıyorlar. Birden fazla yayın organının başında olunamamasını sağlayacak düzenlemeler yapılıyor. Berliskoni de İtalya’da anti tekel yasaları çıkardı. Daha da vahim olan gazetecilik bir meslek mi? Eğer meslek ise patron için de bir meslek olmalıdır. Maalesef bizim son 47 yıllık yaşantımızda şu şekilde bir eğilim var. Adam baklavacıdır. Daha sonra arkadaşı belediye başkanı olur. Adam bu sefer baklavacılıktan müteahitleiğe geçiyor. Bu örneklere rastlamak çok mümkün. Garsonluk bir meslektir. Batıda garsonluk çok önemlidir. Bizlerde ise bir geçiştir. Nadir yerler hariç iyi bir servisle karşılaşmazsınız. Ben Erol Simavi ile de çalıştım. Simavi belki de basının en eleştirilen kişisiydi. Ama gazetecilikten vereceği tavizi sınırlıydı. Çünkü kaybedeceği tek şey gazetesiydi. Bir de tavuk çiftliği vardı. Daha sonra da onun da kapattı. Şimdiki patronlara bakacak olursanız ise çok şey kaybedebilirler. Çünkü basından gelmiyorlar. 1950 Mc Cartysizm dediğimiz soğuk savaşın başladığı dönemlerinde Amerika da ki muhalif gazeteler teker teker kapatıldı.

Rozanbergler ölmeli oyunumuzda da bunların bir resmigeçidini de verdik. Oyunda 11 adresi olan bir gazeteci vardı. 11 ayrı kostümle oyunda yer alıyordu ve haberi reklamla sunuyordu. Diş macunu reklâmıyla bir haberi sunuyordu. Yani meslekler bozulmamalı. Bozulunca da diğer bütün dengeler de domino gibi bozulmaya başlıyordu.” Diye konuştu.

“UCUBE”, MUHABETİ

Söyleşi sırasında dönemim AK Partili Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu tarafından Dünyaca ünlü Akdenizli Heykeltıraş Mehmet Aksoy’a yaptırılan ve Başbakan Erdoğan’ın Kars Belediyesi’nde verdiği emirle yıkılan İnsanlık Anıtı da tartışıldı.

Ucube adı altında sorulan soru üzerine ‘Ucube’ kelimesini kullanmaktan şiddetle kaçındığını vurgulayan Alkaya, “Bunu İstanbul’da söylemektense Kars’ta söylemeyi daha uygun bulurum.” dedi.

KARS BELEDİYESİ, HEYKELLE POLİTİK BİR TAVRIN TEMSİLCİSİ OLDU

Alkaya festival sırasında Kars Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş ile heykel polemiği üzerinde uzunca konuştuğunu belirtti. Belediye başkanlarının seçilmiş kamu yöneticileri olduğunu ve belediye başkanlarının kendilerini seçenler kadar seçmeyenleri de temsil ettiklerinin altını çizen Alkaya; “Belediye başkanları politikacı olmamaları gerekir. Belediye başkanları politikacı şapkalarını bu süre içerisinde kullanmamaları gereken insanlardır. Kars Belediyesi’ni politik bir tavrın temsilcisi olarak görmeyi de çok kolay bir şekilde içime sindiremem. Bu konuda çok atak olan Ankara Belediyesi’nin çok özel daveti olduğunda kabul etmemeği tercih ediyorum. Çünkü Ankara Belediyesi daha atak bir politik davranış içerisindedir. Ama mevcut ve bir önceki belediye başkanın böyle olmadığı çok iyi biliyorum. Kars’a üçüncü kez geliyorum ve iktidarda Adalet ve Kalkınma Partisi’ni görüyorum. Yani Kars olarak seçim ver tercihlerinize buna göre bakın. Demek ki belediye başkanınızı partinizin üzerinde görüyorsunuz. Çünkü Kars’ın bir tarihi var. Böyle bir dışlamayı doğru bulmam.”dedi.

“UCUBE” KELİMESİ, POLİTİK OTORİTENİN SANSASYON YARATMAK İÇİN KULLANDIĞI BİR TABİRDİR”

İnsanlık Anıtı’nı Başbakan Erdoğan’ın ifade ettiği biçimiyle politik otoritenin o adını dahi anmak istemediğim kullandığı (...) kelimeyle politik otoritenin çok kötü bir şekilde kullanıldığını bir durum yaratarak konuşulmuş bir sansasyonel bir olay olduğunu da iddia eden Alkaya, “Buna olan tepkimi ilk günden beri ortaya koydum. Sersans’ı bile yani Fransız Geç Romantizminin en büyük bestecisi Sersans’ı Traveski’ye yaptıklarından dolayı bu kadar eleştiriyorsak eğer bir politikacının asla alanında olmayan, bilgisi dahilinde bile olamayacak bir konuda tahrip edici bir cümle kurmasını yadırgamıyor ve reddediyorum. Kenan Evren’in Pikasso’nun resmine bakıp ‘Bunu ben de yaparım’ demesi gibidir. Bunları yapmayacaksınız. Bunlar birlikte yaşamanın kurallarıdır. Özellikle politik iktidarın erkini bir süreliğine kullanan pozisyondaysanız toleransı en uç noktalarda kullanmanız gerekir. Yoksa toplum gergin ve çatışmalı bir topluma dönüşür. Yani şekli tarif etmek çok zor. Yani bunu heykeltıraşın sanat eserini eşinizle tartışırken söyleyebilirisiniz’ o d ne ya’ diyebilirsiniz. Ama bunu kamusal alanda diyemezsiniz. Böylece çok büyük bir hata yapmış olursunuz. Yani Batıda ki gelişmiş demokrasi, ülkelerinden farklı olarak hatayı bile savunmaya devam eden bir demokrasi geleneği var. Batı da ise hızlı tren raydan çıkar devrilirse Ulaştırma bakanı istifa eder ve politikayı da bırakır. Bizde ise makinist ne kadar suçludur o araştırılır. Bunlar yüzleşmemiz gerek Asya tipi şeylerdir.”dedi.

NEVZAT BOZKUŞ’U ÖTEKİLEŞTİRECEK BİR DAVRANIŞ İÇERİSİNE GİRMEM.

Nevat Bozkuş’u ötekileştirecek bir davranış içerisine girmek istemediğini de belirten Aklaya, Dün kendisi ile konu üzerine konuştuk. Bu tür sanatsal yapıların heykeli kamusal alanda yapmadan önce çeşitli sivil toplum örgütlerinin birlikte alınacak karar süreçlerinin sonunda yapılması çok uygun olurdu. Türkiye de yapılan heykellerin yarısının çok kötü heykeller olduğunu tereddütsüz söyleyebilirim. Ama Nevzat Bozkuş’u ötekileştirecek bir davranış içerisine girmem.”dedi.

KONU MEHMET AKSOY, MALZEME DE MERMER OLURSA..!

Konu Mehmet Aksoy malzeme de Mermer olursa tartılacak bir şey yoktur. Çünkü Dünya da bu işin en büyük ustalarından biridir Mehmet Aksoy. Benim de arkadaşımdır. Ama heykelin yapıldığı yer, tabyanın üzerinde mi yapıldı, başka yerde mi yapıldı? Anıtlar Kurulu falan bunlar ayrı tartışmalardır. İşin şekli kötüydü. Asıl önemli olan budur. Bir heykelin yeri ve şekli değil bunun tartışma şekli kötüydü. Yaşananlarla birlikte Belediye Başkanı da Karslı da çok zor duruma düşürülmüş oldu.”diye konuştu.

SAATLER İLERİ ALININCA..!

Saatler ileri alınca bazı Karslılar da Alkaya ile sohbet fırsatını kaçırdı. Türkiye’de gece yarısı saatlerin bir saat ileri alınması nedeniyle saatlerini ayarlamayan bazı Karslılar da sohbetin sonunda salondaki yerlerini almaya başladılar. Alkaya sohbetin ardın büyük alkış aldı. Daha sonra da Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, Alkaya’ya Festival anısına plaket takdim etti ve festivale katıldığı için teşekkür etti. Alkaya daha sonra kitaplarını imzaladı.

ALKAYA’NIN ŞİİRLERİNDEN BİRİNE BESTE YAPACAK.

Alkaya’nın sohbetine katılan Kafkas Üniversitesi Devlet Konservatuarı Öğretim Üyesi keman öğretmeni İlhame Kamilkızı İse Orhan Alkaya’ya ‘Öncelikle hoş geldiniz. Sizi Kars’ta görmekten çok mutlu oldum. O güzel ve duygusal şiirlerinizden birisine beste yapmak istiyorum. “ dedi.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.