Martin Schultz’un Portresi

Martin Schultz’un Portresi...

Önceki dönemlerle mukayesede son dönemde dünyada asıl politikacı kıtlığı görülmektedir. Günümüzde tam anlamıyla uluslararası alanda yaşanan gelişmeleri derinlemesine bilen, olayların gidişatına yön veren ve bazen de etkileye bilen saygın, büyük politikacılar neredeyse çok az. Geniş kapsamlı bilgiye, zengin deneyime, güçlü karaktere ve iradeye sahip olan politikacıların azlığı veyahut siyasi alanın dışında kalması sonucunda maaleesef, son dönemler çok önemli ve saygın uluslararası örgütlere başkanlık politikada deneyimsiz, uluslararası ilişkiler sisteminden habersiz, fakat siyasetle meşgul olmak hevesinde bulunan rastgele insanlara nasip olur.

Örneğin, insan hakları ve demokratik ilkeleri kendisinin temel öncelikleri sırasında gören Avrupa Parlamentosu başkanı Martin Schultz’u inceleyelim. Martin Schultz’un Avrupa Parlamentosu’ndan önceki faaliyetine baktığımızda ilginç gerçeklere şahit oluyoruz.

Çoçukluğundan futbolcu olma hayaliyle yaşayan Schultz, sonrasında alkol kullanmaya başlar ve bu hayaline ulaşamaz. 26 Nisan 2013 tarihte Finalcial Times gazetesine verdiği röportajta bu konuda kendisi de itirafta bulunuyor: “Okul döneminde  futbol oynamak dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyordum. Oyunlarda dizimden sakatlandım, derslerimde de başarısızlığa uğradım ve depresyona girerek alkol kullanıcısı oldum”. İngiliz The Economist gazetesinin 11 Mayıs 2013 tarihli sayısında Martin Schultz’u konu alan makalede Brüksel’de yüksek makama can atmasının karikatürü çizilerek Schultz’un zamanında alkol bağımlısı olması kaydedilmiştir. Makalenin bir yerinde gazeteci Schultz’u “islah olmuş alkol bağımlısı” gibi sunuyor. Sonrasındaysa, sözkonusu yazının son kısmında Schultz’un ofisinden gazeteye telefon açarak bu kelimenin “alkol kullanmayan” olarak yazılması ricasında bulundukları vurgulanıyor.

Alman Bild gazetesinde Martin Schultz’un genç yaşlarında işyerine sarhoş gelmesi sebebiyle işini kaybettiği belirtilmiştir. Akabinde işsizlik ödeneğinden mahrum bırakılan Schultz’tan ailesi ve arkadaşları yüz çevirmeğe başlamışlar. Sonrasında Schultz, kitap ticareti yapmağa başlar ve uzunca bir süre kitapçı dükkanında müdür olarak çalışır. Daha sonra Schultz, Avrupa Parlamento’sunda göreve başlar.

Martin Schultz’u nitelendiren en önemli hususlardan biri de kendisinin bir hayli kavkacı, olay çıkaran, sık sık gereksiz açıklamalar yapan kişiliğe sahip olması. O mantıkla bağdaşmayan konuşmaları, uygunsuz düşünceleri ile “ünlü”. Martin Schultz, kendisini ve hislerini hiçbir zaman kontrol edememiş. Bu yüzden Schultz’un konuşmaları ve açıklamaları sık sık politik gerilimlere neden olmaktadır. Örneğin, İtalya eski Başbakanı Silvio Berlusconi ile ilgili söyledikleri, İsrail parlamentosu Knesset'te konuşması, Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği’nde rolü konusunda söylediği fikirler bu ülkelerin yönetimi, parlamento üyeleri ve kamuoyunun sert tepkisine neden olmanın yanısıra uluslararası alanda da ciddi gerilime yol açmıştır. Hatta Avrupa Parlamentosu’nun Biritanyalı üyesi Godfrey Bloom Schultz’u Nazizm’i teşvik etmekle suçlamıştır.

Schultz, Azerbaycan ve Türkiye ile ilgili hiçbir gerçeği yansıtmayan önyargılı düşüncelere sahip kişiliğinin yanısıra kendisini İslamafobik tavırları ile ünlendirmiştir. Kaydadeğer diğer bir konu Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin vatandaşlarının Avrupa kuruluşlarına güveninin rekor düzeyde aşağı olduğu dönemin Schultz’un Avrupa Parlamento’sunun başkanlığını yürüttüğü yıllara denk gelmesidir.

Uzmanlara göre Martin Schultz, siyasi makamlara bir hayli iddialı kişiliğe sahip biridir. Sözde kendi faaliyetini yalnız Avrupa değerlerinin yaygınlaşmasına adadığını belirten Schultz, aslında Avrupa Parlamentosu seçimlerinde parlamento üyeliğini tüm gücüyle bır tarafa bırakıp Avrupa Komisyonu başkanlığına can atmıştır. Böylece Martin Schultz, Avrupa Parlamento’su başkanlığına ikinci kez seçildiğinde aslında amacı başkaydı: Avrupa Parlamento’sunu bırakıp Avrupa Komissyonu başkanlığı koltuğuna oturmak. Fakat Schultz, amacına ulaşamadı.

Martin Schultz’un finansal alanda yaptığı işler de içaçıcı değil. Alman ARD Televizyonu’nun “Report Mainz” programının 29 Nisan 2014 tarihli röportajında gazeteci araştırmasına binaen Avrupa Parlamentosu üyeleri genel ve komisyon toplantılarına katıldıklarında veya en azından kayıt yaptırdıklarında buna karşılık günlük 304 Euro ödenek alırlar. Martin Schultz ise ne yaptığı ve nerede olduğu farketmeksizin yılın 365 günü gelir sağlamaktadır; ister Brüksel’de veya Strasbourg’ta parlamento toplantılarının başkanlığını yapsın, isterse de ailesi ile beraber sakin ortamda haftasonu geçirsin veya Sosyal Demokrat Partisi’nin toplantılarına katılsın. Bu rakamsa vergi ödemeksizin yıllık neredeyse 110 bin Euro’ya denk gelmektedir - kendisinin senelik geliri neredeyse 200 bin Euro.

Bu konuda bir hususu belirtmek gerekir ki Martin Schultz, Avrupa Parlamentosu’nun başkanlığını yürüttüğü dönemde Avrupa Birliği’ne üye devletlerde insan haklarının aşkar ihlali ile ilgili dilekçeler neredeyse incelenmiyor. İşin en ilginç yönüyse Almanya’dan gelen şikayetlerin genellikle kabul görülmemesidir. Bunun yerine Schultz, diğer ülkelerde yaşanan olaylara önyargılı, çifte standartlara dayalı ve başka ülkelerin içişlerine sert müdahale girişimi gibi değerlendirilebilir bir tutum sergilemektedir. Eğer Schultz’un Avrupa Parlamentosu başkanlığının ilk döneminin başlarında, bunun yanısıra tekrar başkan seçildiğinde yaptığı konuşmalarda ortaya koyduğu hedeflere baktığımızda kendisinin Avrupa’da işsizliğin azalması, özellikle gençlere istahdamın sağlanması, demokratik değerlerin korunması ve diğer konulara öncelik verdiğini görüyoruz. Fakat gerçeklikte bu sorunlar çözüme kavuşmamakla kalmamış, hatta artmakta devam ediyor.

P.S. Kitle iletişim araçlarında  birkaç yıl önce Martin Schultz’a röportaj önerisinde bulunan çok az sayıda televizyonun bulunduğu kaydediliyor. Çünku Schultz, gazetecilere göre başarısız, kaba görünüme sahip bir insandı.Kısa sürede bunu anlayabilen Schultz, kendi imajı üzerinde çalışmış, istediği zaman dilediği televizyon kanallarına çıkmağa karar vermişti.

P.P.S. Martin Schultz ile ilgili, daha doğrusu kendisinin garip özellikleri konusunda çok yazabiliriz. En içler acısı durum ise yüz yıllarca gelişen ve kendi değerlerini ilan eden, insan hakları, demokrasi, ekonomik büyüme ilkelerini kendine rehber edinmiş Avrupa’nın parlamentlerlerinin biraraya geldiği Avrupa Parlamentosu’nun başkanlığı görevini böyle sözde özelliklere sahip bir insanın yürütmesidir. Bu durumda hangi kanunlardan, ölçülerden, demokratik prensiplerden konuşabiliriz?! Martin Schulsz’un Avrupa Parlamenosu’nun başkanlığını yapması bu örgütün saygınlığına zarar vermekten başka bir şeye hizmet etmiyor.