Kars’ta Yabancı İş Yerleri Adları

Araştırmacı Şair Yazar Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni İbrahim Çapan, oldukça çarpıcı bir konuyu gündeme getirdi. Çapan ; "Tabelâlara Sığmayan Türkçe, Kars'ta Yabancı İş Yerleri Adları" nı kaleme aldı.

Mustafa Kemal ATATÜRK : “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin gelişmesinde başlıca âmildir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyun durulduğundan kurtarmalıdır.”

 

Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı BALTACIOĞLU : “Türk!... Türk dilinin yeni, yetersiz bir dil olduğuna inanma. Türk dilinin klâsik bir dilin bütün özelliklerini taşıyan olgun, eşsiz bir dil olduğunu bil.”

 

Cemil MERİÇ : “Eski sözlüğe kızıl bir külâh geçirdiğini söyleyen Victor Hugo, tek kelime uydurmamış. Sembolizmin üç silâhşoru de öyle. Heyhat, Batı’ da cinnet bile terbiyeli.”

 

Walter LANOOR : “Bir ülkenin kanunlarının çiğnenmesinden sonra en büyük suç, dilinin çiğnenmesidir.”

 

Leibniz : “Bana mükemmel bir lisân ver; sana büyük bir millet teşkil edeyim.”

 

Thomas FÜLLER : “Kuşlar ayaklarıyla, insanlar dilleriyle yakalanırlar.”

 

Prof. Dr. Faruk Kadri TİMURTAŞ : “Dil, uzun bir zaman içerisinde ve çeşitli tarih, coğrafya ve kültür şartları altında meydana gelmiş; içtimaî yönü ağır basan tabiî (Canlı) bir varlıktır.”

 

Jean Jack ROUSSEAU : “Dimağlar dille oluşur.”

 

Paul VALERY : “Her mesele beni dile götürür.”

 

Necip Fazıl KISAKÜREK : “Dil, kâinatın kalbimize nakşettiği plandır.”

 

Ahmet Hamdi TANPINAR : “Dil, insanlığın kendisidir ve zihin hayatımız onunla vardır.”

 

Yusuf Has Hacib : “Anlayış ve bilgiye tercüman olan dildir; İnsanı aydınlatan fasih dilin kıymetini bil.”

 

Doğan AKSAN : “Dil, insanı insan yapan niteliklerin başında gelir. Onun duygularını, düşüncelerini, isteklerini bütün incelikleriyle açığa vurmasına, yaşamını sürdürebilmesine olanak sağlar.”

 

N. CHOMSKY : “Dil, sınırlı sayıdaki unsurlarla yapılmış, her biri uzunlukça sınırlı unsurlar, bir dilde kullanılan sesler ver kurallardır.”

 

Albert CAMUS : “İnsanın gerçek ana vatanı dilidir. Ben onun sınırlarında nöbet tutarım.”

 

Cengiz Törekuloviç AYTMATOV: “Konu, geçmiş ile geleceği birleştiren köprünün direkleri hakkında. Bu köprü, bizim ortak zenginliğimiz olan Türk dilidir.”

 

Yavuz Bülent BÂKİLER : “Kalabalıkları bir millet şuuru altında toplayan, onlara şahsiyet kazandıran, edebiyattır. Edebiyatın temel malzemesi ise dildir. Zengin bir edebiyat; ancak bir dille mümkün olabilir.”    

 

Süleyman NAZİF : “Türkçe, milletimizin iskeletidir.”

 

Yavuz Bülent BÂKİLER : “Kelimelerin de tarihi   vardır. Bir kelime, bazen bir cihan demektir. Bir kelime bazen bir kuyruklu yıldız gibi arkasından yüzden fazla deyimleri, ve vecizeleri, atasözlerini çekip getirir. Bazen bir kelime temel taşı gibidir. Onu çekip aldınız mı bir büyük yıkılışa sebep olursunuz. Zamanla Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatımızı bile okunmaz, anlaşılmaz hale sokarsınız!...”

 

Prof. Dr. Muharrem ERGİN : “Dil; insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasılta, kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık, milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese, seslerden örülmüş muazzam bir yapı, temeli bilinmeyen zamanda atılmış bir gizli antlaşmalar ve sözleşmeler sistemidir.” derler.

 

Dil, bir milletin yaşayış tarzının aynasıdır. Nesne, aynaya nasıl yansırsa, ayna o nesneyi olduğu gibi yansıtır. Dil ve edebiyat ruh ikizleridir. Dilsiz, edebiyat düşünülemez Türk dilinin evrelerini incelediğimizde yazı dilini oluşturan her evrede dönemlerin genel şartları da göz önünde bulundurulduğunda insanın hafızasını donduracak eserlerle karşı karşıya geliriz. Dönemlere damgasını vuran her eser hafızalarımıza kazınmıştır.

 

Türk dilinin şaheserlerini sıralamak şöyle mümkündür: “Orhun Abideleri”, “Divân-ı Lügâti’t Türk”, “Kutadgu Bilig”, “Atabetü’l Hakayık”, “Divân-ı Hikmet”, “Kısas’ül Enbiya”, “Oğuz Kağan Destanı”, “Nehc’ül Feradis”, “Muhabbetnâme”, “Kıssa-ı Yusuf”, “Hüsrev ü Şirin”, “Muhakemetü’l Lugateyn”, “Babürnâme”, “Codex Comanicus”, “Kitâb-ı Dedem Korkud Alâ Lisân-ı Taife-i Oğuzan”, “Lugat-ı Naci”, “Lehçe-i Osmani”, “Kamus-u Türkî” vb.

 

Türkçenin her asırda büyük şah eserleri, âşıkları, şair ve edipleri mevcuttur.

 

Köroğlu, Tufarganlı Âşık Abbas, Ercişli Emrah, Âşık Ömer, Karacaoğlan, Kayıkçı Kul Mustafa, Hasta Kasım, Âşık Elesker, Bayburtlu Zihni, Çıldırlı Âşık Şenlik, Dadaloğlu, Dertli, Erzurumlu Emrah, Âşık Sefaî, Muhlis Akarsu, Âşık Davut Sularî, Âşık Rüstem Alyansoğlu, Âşık Müdamî, İsmail Azerî, Âşık Mahzunî Şerif, Âşık Fuat Çerkezoğlu, Âşık Gülistan Çobanoğlu, Âşık Murat Çobanoğlu, Âşık Hasretî, Âşık İlhami Demir, Âşık Veysel Şahbazoğlu, Âşık Ensar Şahbazoğlu, Âşık İslâm Erdener, Âşık Erol Erganî, Âşık Zülâli, Âşık Yaşar Reyhanî, Kağızmanlı Recep Hıfzî, Âşık Ali Rıza Ezgi, Âşık Şeref Taşlıova, Âşık Maksut Feryadî, Âşık Mürsel Sinan, Âşık Veysel, Ozan Ârif vb.

 

Mehmet Emin Yurdaku, Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Mehmet Fuat Köprülü, Ahmet Haşim, Mehmet Âkif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Orhan Seyfi Orhon, Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafız Çamlıbel, İbrahim Alaaddin Gövsa, İhsan Râif Hanım, Şükûfe Nihal Başar, Salih Zeki Aktay, Ali Mümtaz Arolat, Halide Nusret Zorlutuna, Kemalettin Kâmi Kamu, Necmeddin Halil Onan, Ömer Bedrettin Uzaklı, Ömer Seyfettin, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Y.K. Karaosmanoğlu, Halit Edip Adıvar, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Müfide Ferid Tek, Mithat Cemal Kutay, Aka Gündüz, Ebubekir Hazım Tepeyran, Falih Rıfkı Atay, Hamdullah Suphi Tanrıöver vb.

 

Münis Faik Ozansoy, ilhan Geçer, Mehmet Çınarlı, Nevzat Yalçın, Gültekin Sâmânoğlu, Mustafa Necati Karaer, Yavuz Bülent Bâkiler, Yahya Benakay, Yahya Akengin, Nâzım Hikmet Ran, Hasan İzzet Dinamo, Ceyhun Atuf Kansu, Rıfat Ilgaz, Ahmet Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Can Yücel, Attila İlhan, Kemal Özer, İsmet Özel, Necip Fazıl Kısakürek, Asaf Halet Çelebi, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Arif Nihat Asya, Hüseyin Nihal Atsız, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Abdurrahim Karakoç, Dilaver Cebeci, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cahit Külebi, Bekir Sıtkı Erdoğan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba, Ahmet Muhip Dıranas, Behçet Necatigil, Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat Horozcu, Melih Cevdet Anday, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, Ece Ayhan, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Özdemir Asaf, Salâh Birsel, Hilmi Yavuz, Mustafa Seyit Sütüven, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Peyam Safa, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Haldun Taner, Necati Cumalı, Tarık Buğra, Adalet Ağaoğlu, Oğuz Atay, Tomris Uyar, Buket Uzuner, Orhan Pamuk, Hasan Ali Toptaş, Ayfer Tunç, Elif Şafak, Gülten Dayıoğlu, Cemil Meriç, Nurullah Ataç, Enis Batur, Hasan Ali Yücel, Aka Gündüz, Asım Bezirci, Fethi Naci, Mustafa Kutlu, Ethem Baran, vb.

 

Biz, millet olarak dilin “Millî kültürün” harcı olduğunu unutup; kapımızı çalma nezaketini bile göstermeden çat kapı, kapımızın önünde beliren “Millî olmayan” davetsiz misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlamada birbirimizle yarışıyoruz. Ülkemize vizesiz giren ithal yabancı ürünlerin isimleri ile birlikte dilde yabancılaşmaya göz yumdukça, yabancı ürünlere bedavaymış gibi kucak kucak alışveriş sepetine istif ettikçe, sepetin görülmeyen tarafında ise temel unsurumuz erimeye devam ediyor ve edecek. Ne diyelim!... Yaşasın, “Fast Food” tarzı iletişimimiz.

 

Türkçe, bir çarpıklığa sürüklenmeye çalışılıyor. Hatta o sürüklenmenin tam ortasında. Ve bir yabanı kelime hayranlığı. Hayranlık da değil aslına bakarsanız. Tamamen özenti... Kendini itme... Kendini küçümseme... Kendini hor görme… Başkalarına benzemeye çalışma...

 

Kardan adamlar diyârından yabancı kökenli kelimelerle bezenmiş iş yeri tabelâları mantar gibi ürüyor. Bu “furya ölçüsüzlüğü” görüntü kirliliğine sebep oluyor.

 

Fransa’da 1994 yılında 665 Sayılı bir kanun çıkarılır. Bu kanunun birinci maddesine göre Fransa’da üretilen mallara Fransızca’dan başka isim verilemez. Ve bu malların reklamları Fransızca’dan baksa bir dille yapılamaz.

 

Şehr-i Kars’tan renksiz, yabancı iş yeri adlarından resmî geçit.

 

“Cafe Taxım”, “Saç Tasarım Merkezi Hair Diess”, “Lita Restaurant,” “Blackpoint perfumum”, “Maybash parfümen”, “asm home”, “Relox internet”, “Class Bilişim & İnternet Cafe”, “İpek Cıty avm”, “Therapy Cafe”, “Mooss Erkek Kuaförü”, “Jasmin Estetik ve Güzellik”, “Mooss Profesionel Hair Center”, “Salon Prestij”, “Nobel Spot”, “Mega Star Erkek Kuaförü”, “Kafkas Showroom”, “Turkish Fast Food Doğu Yakası Dürüm Evi”, “Estetica Bayan Kuaförü”, “adress disco bar”, “Adress Tekel Bayii”, “Fiesta Bayan Kuaför”, “Loreal Bayan Kuaför”, “Number One İnternet Cafe”, “Grand Anı Hotel”, “Mami Export”, “Grand Restoran”, “Maxıum Alışveriş Merkezi”, “M-Migros”, “MM-Migros”, “Evin Plaza”, “Cafe Pi Π Okey Salonu”, “Jormen Alüminyum Doğrama ve Kompozıt”, “Data Net İnternet Cafe & Bilgisayar Teknik Servisi”, “Studyo Yurtsever Dıgıtal Photo Service”, “Gold computer electronics”, “Sema Playstion 2”, “Wella Bayan Kuaför”, “Ocakbaşı Cafe Fast Food Şehr-i Zade”, “Şafak Gross Market”, “Şafak Cafe Restouran”, “Eganem Kahvaltı Salonu”, “Cinema & Cafe” “Fuji Image Plaza Enis Color A.Ş.”, “Sema Damla Pastanesi Cafe & Fast Food”, “Hotel Holliand & Restourant”, “Digital Photo Experess Foto Engin”, “Miss-Mar Alışveriş Merkezi”, “Şato Olympıc Vücut Geliştirme Salonu”, “Maxi Reklam Digital Baskı”, “Bistro Car Cafe”, “Moda & Trend Bayan Kuaför”, “Cafe Miland Fast Food Nenemin Yeri”, “Bolero Cafe & Bar”, “Ütopya Çiçekçilik”, “Ankuva Ütopya Çiçekçilik”, “Yeni Turan Market”, “Leziz Kristal Döner ve Et Salonu”, “Sarhun Shop”, “Aspava Kebap ve Çorba Salonu”, “Latifoğlu Peynircilik & Şarküteri”, “Köşem Gözde Şarküteri Et ve Tavuk Mamülleri”, “Tayfun Süpermarket”, “Funda Süpermarket”, “Serap Şarküteri”, “Dünya Shop Binbir Çeşit”, “Aspendos Lokanta”, “Milano Moda Evi”, “Unıvercıty Cafe ve Okey Salonu” vb.

 

Bu örneklemelere firma isimleri dahil edilmemiştir. Türkçede “adres” çift sesle “adress” yazılmaz… Türkçede “W” ile yazılan tek bir kelime bile yoktur. Türkçede “X” ile yazılan yine tek bir kelime bulmamız mümkün değildir. Bu yazımlar, Türkçenin yazımına (imlâsına) aykırıdır.

 

Ne gariptir ki Arapça’dan Farsça’ya geçmiş; daha sonra isim olarak Türkçeye yatılı misafir olan “Eczahâne” (eczâne) : eczacı dükkânı, ilâç satılan yer. İlâçların tamamı Latince olmasına rağmen Kars’taki hiçbir eczane isminde yabancı bir isme rastlanmamıştır. Sizce de garip değil mi? Hem de garip ötesi.

 

Yabancı kökenli kelimelere tutku ve teslimiyet ne hikmetse; fırınlarda, manavlarda, bakkallarda (Bakkallarımızı kendi ellerimizle öldürüp cenaze namazını kılmadık mı? Direnenlere ise “Market”, “Minimarket”, “Süpermarket”, “Hipermarket”, “Grossmarket” demedik mi? Daha çok direnenler ise birer suçlu gibi kenar mahallelerin dar sokaklarında hayat mücadelesi vermiyorlar mı? (Kendilerine has o bakkal kokularını özlemiyor değilim) diğer bir ifade ile temel ihtiyaç maddelerimizi temin edeceğimiz yerlerde barınamıyor yabancı kelimeler. Onların barınakları; süse, lükse, gösterişe uygun iş yerlerine yakışıyor, yakıştırılıyor. Bu da modern olmanın kestirme yolu olarak değerlendiriliyor.

 

Görüntü dili kullanılarak, şuurlu veya şuursuz olarak kültür emperyalizmine taşeronluk yapmaktayız.

 

Edebî yolculuğumuzda, edip ve şairlerimizin kalemlerine misafir olan, şaheserlerine imza atan Türkçe, ne yazık ki tabelâya sığamaz oldu.

 

Türkçe yünü kırpılmış koyun sürüsünün arasına sokulmak isteniyor. Buna fert fert karşı koyma mecburiyetindeyiz; çünkü Türkçe, bizim dünümüzdür… Bugünümüzdür… Ve hiç şüphesiz yarınımız olacaktır.

 

Karamanoğlu Mehmet Bey’in 13 Mayıs 1277’de yayınladığı: “Bugünden sonra divânda, dergâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka bir dil kullanılmayacaktır.” Fermanından esinlenip, Kars Belediye Başkanı ve Meclis Üyeleri, Türkçenin tabelâlarda yozlaştırılmaması için şöyle bir karar alır ve uygulamaya koyarlarsa görüntü kirliliğine engel olunur: “Bundan böyle şahıs ve kuruluş tarafından asılan iş yeri tabelâların yazımında yabancı kelimelerin kaldırılması, tabelânın yazımında Türkçe kelimelerin kullanılması” denilerek iş yerlerinin ismi “Türkçe” yazmayanlara iş yeri ruhsatı verilemeyeceği duyurulmalıdır.

 

Türkçe, hafife alınacak bir mesele değildir. Türkçe, kendisinin hafife alınmasına da asla izin vermez. En ciddî meselemizdir Türkçe. Türkçeye sahip çıkmak, millî değerlerimizi kucaklamak demektir.

 

Mankurtlaşan tabelânın gücü yetecek mi acaba Türkçeyi kısırlaştırmaya.